Bu noktada tam tahıllı ekmeklerden asla vazgeçmemek gereğinin altını bir kez daha çizmek istiyorum. Çünkü tam tahıllı unlar ya da diğer tabirle tam buğday ununun kalp hastalıklarını azalttığı, diyabet ve obezite oranlarını düşürdüğü bilimsel olarak da gösterilmiş durumda.
Obezite Atölyesi’nde bu akşam kilo verdirici, organik, tam buğday unundan yapılma, zeytinyağlı ve himalaya kaya tuzlu ekmeğimizi yarın sabah için hazırladık!
İşte bu nefis ve besleyici ekmeğin formülü:
Kilo verdiren ekmek
300 ml süt
500 gram taş değirmende öğütülmüş tam buğday unu (kilosu 4,5 tl; neden taş değirmen önemli cevabı aşağıda)
1,5 yemek kaşığı zeytinyağı
2 tatlı kaşığı esmer şeker (ekmeğin mayalanması için şart)
1 çay kaşığı himalaya kaya tuzu
2,5 tatlı kaşığı kuru maya
Sütü bir kaba dökün, üzerine zeytinyağı, tuz ve şekeri ilave edin. Bu karışımı iyice karıştırdıktan sonra 500 gram unu üzerine dökün. Unun ortasını biraz eşeleyin mayayı boşaltın. Sonra bu karışımı ister elle, isterseniz hamur yoğurma makinasında yoğurun. Hamuru elde edince mayalanması için yaklaşık doksan dakika (hava sıcaklığına göre değişir) bekleyin. Önceden 220 derecede ısıttığınız fırında ekmeği pişirin. Genelde 40 dakikada ekmeğin pişmesi tamamlanır. Süreyi göz kararı belirleyin ama güzelim ekmeği yakmayın 🙂
Neden taş değirmende öğütülmüş un? (Dün yazdım bir daha yazalım)
Günümüz teknolojisi buğdayı klasik taş değirmenler yerine çelik bıçaklar arasında öğütmeyi tercih ediyor. Bu öğütme sürecinde ısınan çelik bıçaklar ne yazık ki buğdayın içindeki öz protein ve vitamini -yüksek ısıdan dolayı- yok ediyor. Durum böyle olunca da tam buğday unundan ekmek yapıyorsunuz ancak kattığınız tam buğday ununun içindeki proteinler ve vitaminler tam anlamıyla kalmıyor yok oluyor.
Bu sebeple bu konuda da ciddi bir eskiye dönüş söz konusu. Besleyiciliği kaybetmemiş un elde etmek için klasik taş öğütme yöntemleri ile öğütülmüş unlardan tüketmek gerekiyor. Belki de eskilerin “bizim zamanımızda ekmekler daha dolgun ve farklıydı” sözünün altında bu gerçek yatıyor.
Bir araştırmaya göre aşırı kilolu insanların beyinleri, zayıf akranlarına göre 10 yıl daha yaşlı görünüyor. İnsan beyni, bilgiyi ileten kısım olan ak maddeyi zamanla, yani yaşlandıkça doğal olarak kaybediyor. Cambridge Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma ise aşırı kilonun bu kaybı hızlandırdığını ortaya koydu. Bir diğer deyişle 50 yaşındaki kilolu bir insan, 60 yaşındaki zayıf bir insanla aynı beyin yapısına sahip oluyor.
Orta yaşta daha belirgin
Cambridge Yaşlanma ve Nörobilim Merkezi’nde yapılan araştırmada 20-87 yaşlarındaki 473 kişi incelendi. Kilonun beyindeki ak madde oranını ancak orta yaştan itibaren etkilediği görüldü.
Fakat bu farklılığın beynin işlevlerine nasıl yansıdığı henüz anlaşılamadı: Araştırmaya katılan kilolu ve zayıf gruplarda bilgi ve kavrayış açısından fark görülmedi.
Araştırmacılar şimdi kilonun örneğin demans gelişimini etkileyip etkilemediğini görmek için çalışmalarını sürdürmek istiyor.
Ekibin lideri Dr Lisa Ronan, kilonun mu beyni yoksa beynin mi kiloyu etkilediğini de henüz bilmediklerini söyledi. Çalışmaya katılan bir diğer isim olan Profesör Sadal Farooqi ise kilo kaybı durumunda beyinde kaybolan ak maddenin yeniden oluşup oluşmadığını da ortaya çıkarmak istediklerini belirtiyor.
Kaynak: BBC Türkçe
Uzm. Dr. Özgür Niflioğlu Kimdir?
Uzm. Dr. Özgür Niflioğlu özellikle obezite ve diyabet alanında hasta odaklı başarılı çalışmalar yürüten iç hastalıkları uzmanıdır. İç hastalıkları uzmanlığının yanı sıra sağlıklı yaşam, beslenme danışmanlığı, sosyal medya ve kitle iletişim konularında da çalışmaları bulunan Dr. Özgür Niflioğlu, yaptığı ulusal ve uluslararası çalışmalarla ses getirmiş ve getirmeye devam etmektedir. Uzm. Dr. Özgür Niflioğlu’na www.ozgurniflioglu.com.tr adresindeki iletişim formundan ulaşabilir ya da www.facebook.com/ozgurniflioglu facebook sayfasından sorularınızı yöneltebilirsiniz.
Obezite Nedir?
Obezite günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunları arasında yer almaktadır. Obezite genel olarak bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının arzu edilen düzeyin üstüne çıkmasıdır.
Obezite günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunları arasında yer almaktadır. Obezite genel olarak bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının arzu edilen düzeyin üstüne çıkmasıdır.
Bilindiği üzere beslenme; anne karnında başlayarak yaşamın sonlandığı ana kadar devam eden yaşamın vazgeçilmez bir ihtiyacıdır
İnsanın büyümesi, gelişmesi, sağlıklı ve üretken olarak uzun süre yaşaması için gerekli olan besin öğelerini yeterli ve dengeli miktarda alıp vücutta kullanabilmesidir.
Karın doyurmak, açlığı bastırmak, canının çektiği şeyleri yemek veya içmek değildir.
Günlük yaşamda bireylerin (gebe, emzikli, bebek, okul çocuğu, genç, yaşlı, işçi, sporcu, kalp-damar, şeker, yüksek tansiyon hastalığı, solunum yolu bozuklukları vb.) yaşa, cinsiyete, yaptığı işe, genetik ve fizyolojik özelliklerine ve hastalık durumuna göre değişen günlük enerjiye ihtiyacı vardır.
Sağlıklı bir yaşam sürdürmek için, alınan enerji ile harcanan enerjinin dengede tutulması gerekmektedir.
Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının %15-18’i, kadınlarda ise %20-25’ini yağ dokusu oluşturmaktadır. Bu oranın erkeklerde %25, kadınlarda ise %30’un üstüne çıkması obeziteyi oluşturmaktadır.
Günlük alınan enejjinin harcanan enerjiden fazla olması durumunda, harcanamayan enerji vucutta yağ olarak depolanmakta ve obezite oluşumuna neden olmaktadır.
Buna paralel olarak, günümüz teknolojisindeki gelişmeler, yaşamı kolaylaştırmakla birlikte, günlük hareketleri önemli ölçüde sınırlamıştır.
Anlaşılacağı üzere obezite; besinlerle alınan enerjinin (kalori) harcanan enerjiden fazla olması ve fazla enerjinin vücutta yağ olarak depolanması (%20 veya daha fazla) sonucu ortaya çıkan, yaşam kalitesini ve süresini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olarak kabul edilmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından da obezite, sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanmıştır.