İskoçya’da Fleming adında bir çiftçi tarlada çalışırken bataklığa batmış bir çocuğu kurtardı bu bir aristokratın çocuğuydu.
Aristokrat karşılık olarak çiftçinin çocuğunu okuttu, aradan yıllar geçti. Çiftçinin oğlu St. Mari’s Hospital Tıp Fakültesi’nden mezun oldu ve “Penisilin”i buldu.
Aradan yıllar geçti aristokratın en küçük oğlu zatürreye yakalandı ve onu Penisilin kurtardı.
Aristokratın adı Lord Randolp Churchill, oğlunun adı Winston Churchill. Dünyayı kurtaran doktor ise fakir çiftçinin oğlu Sir Alexander Fleming.
“Hiçbir karşılık beklemeden yaptığınız iyilikler bir gün mutlaka size geri döner.”
Büyük saçmalık: “Az ye, çok hareket et, kilo kaybet”
Nereye kadar?
Kilo vermenin az yemek yiyerek aç karnına dolaşmaktan ve çok hareket edip tükenmekten geçtiğini düşünüyorsanız bu yazı tam size göre!
Kalori kısıtlayıcı diyetler mantıklı mı?
Eminim yıllardır pek çok kez diyet yaptınız, üç verip beş, beş verip on, on verip on beş kilogram geri aldınız…
Yaptığınız kalori kısıtlayıcı diyetler belki o günü kurtardı ama sizi eskisinden daha da kilolu hale getirdi.
Yapılan pek çok bilimsel çalışma kalori kısıtlayıcı diyetlerin en nihayetinde hiçbir işe yaramadığını, üstüne üstlük ilave kilo aldırdığını kanıtlamış durumda. Hal böyle iken aç karnına gezip kilo vermeyi beklemek ne kadar mantıklı?
Hep aç mı kalacağız?
Dünyanın en ünlü tıp fakültelerinden biri olan Harvard Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Bölümü Profesörü Dr. David Ludwig yeni kitabı olan “Hep aç mı kalacağız” kitabında tam da bu konudan bahsediyor ve şöyle diyor:
“Yıllarca kalori kısıtlayarak kilo verileceği düşüncesiyle insanlar aç bırakıldı. Bu yöntem uygulanırken insanın doğal fizyolojisi ve vücudun doğal çalışma düzeni göz ardı edildi.
Klasik ve şablon diyet listelerine mahkûm edilen modern çağ insanı yemek yemedikçe kilo aldı. Kilo aldıkça yememeye çalıştı ve daha da çok kilo aldı! Bugüne kadar kimse bunun üzerine fazla düşünmedi, ancak altta yatan durum oldukça netti:
“Açlık en güçlü ve en ilkel reflekstir”
Aç kaldıkça vücutta bir kısım endokrinolojik ve hormonal mekanizmalar harekete geçer. İnsan birkaç gün ya da birkaç hafta aç kalma durumu ile baş edebilir, ancak bu durumu uzun süre sürdüremez! İnsan önce aç kalmamak sonra da ölmemek için kendi nefsine karşı savaş açar!
Sonuçta aç kalıp daha fazla kilo alırsınız…
Peki, bu savaş neden kilo aldırır?
Uygulanan şablon diyetlerle insan açlık hissettikçe bir takım ilkel refleksler devreye girer. Siz yediğinizi içtiğinizi azalttıkça vücudunuz metabolizma hızını azaltır. Vücut metabolizma hızını azalttıkça da vücudun birim zamanda yaktığı kalori azalır. Çünkü vücudun azalan gıda girişine ilkel cevabı hayatta kalmak için harcadığı enerjiyi azaltmaktır. Bu durum aynı şarjı bitmeye yüz tutan cep telefonlarının ekran ışığını kısarak daha uzun süre dayanmaya çalışmasına benzer. Bir süre sonra vücut bu duruma da dayanamaz beyinin salgıladığı bazı hormonlar vasıtasıyla yağ hücrelerine yenilen içilen ne varsa yağ olarak depolaması emredilir. İşte bu noktada deyim yerindeyse kıyamet kopar. Bu andan itibaren tabiri caizse su bile içseniz size yarar, yani yediğiniz en ufak şablon diyet ürünü bile yağa dönüştürülür size daha da fazla kilo olarak fatura edilir.
Sonuç olarak bütün geleneksel diyetler en sonunda daha fazla kilo almanıza ve diyeti büyük nefret ve öfke ile bozduğunuz yeme atakları ile sonlandırmanıza sebep olur.
Hiç kilo veremeyecek miyiz?
Günümüz bilim insanları artık kesinlikle standart şablon diyetler uygulayarak kilo vermenizi önermiyor. Bunun yerine kişiye özel yeme programlarını ve doğal besinlerin gündelik hayatınıza uygun bir şekilde eklenmesini tavsiye ediyor. Kısacası kilo vermenin yolu artık klasik diyetlerden geçmiyor!
Obezitenin Yol Açtığı Sağlık Problemleri Nelerdir?
Obezite; vücut sistemleri (endokrin sistem, kardiyovasküler sistem, solunum sistemi, gastrointestinal sistem, deri, genitoüriner sistem, kas iskelet sistemi) ve psikososyal durum üzerinde yarattığı olumsuz etkilerden dolayı pek çok sağlık problemlerine neden olmaktadır.
Obezitenin çeşitli hastalıklarla ilişkisi bilinmekte olup morbidite ve mortaliteyi artırıcı etkisi de ortaya konulmuştur. Fazla kilolu olma Avrupa Bölgesinde her yıl 1 milyondan fazla ölümün ve hasta olarak geçirilen 12 milyon yaşam yılının sorumlusudur
Obezitenin neden olduğu sağlık sorunları/risk faktörleri :
İnsülin direnci – Hiperinsülinemi
Tip 2 Diabetes Mellitus
Hipertansiyon
Koroner arter hastalığı
Hiperlipidemi – Hipertrigliseridemi
Metabolik sendrom
Safra kesesi hastalıkları
Bazı kanser türleri (kadınlarda safra kesesi, endometriyum, yumurtalık ve meme kanserleri, erkeklerde ise kolon ve prostat kanserleri )
Osteoartrit
Felç
Uyku apnesi
Karaciğer yağlanması
Astım
Solunum zorluğu
Gebelik komplikasyonları
Menstruasyon düzensizlikleri
Aşırı kıllanma
Ameliyat risklerinin artması
Ruhsal sorunlar (Anoreksiya nevroza (yemek yememe) veya Blumia nevroza (kusarak yediği besinlerden yararlanmama), Binge eating (tıkınırcasına yeme), gece yeme sendromu gibi ortaya çıkabilir veya bir şeyi daha fazla yiyerek psikolojik doyum sağlamaya çalışma)
Toplumsal uyumsuzluklar
Özellikle sık aralıklarla ağırlık kaybetme ve kazanma sonucunda deri altı yağ dokusunun fazla olması nedeniyle deri enfeksiyonları, kasıklarda ve ayaklarda mantar enfeksiyonları
Uzm. Dr. Özgür Niflioğlu özellikle obezite ve diyabet alanında hasta odaklı başarılı çalışmalar yürüten iç hastalıkları uzmanıdır. İç hastalıkları uzmanlığının yanı sıra sağlıklı yaşam, beslenme danışmanlığı, sosyal medya ve kitle iletişim konularında da çalışmaları bulunan Dr. Özgür Niflioğlu, yaptığı ulusal ve uluslararası çalışmalarla ses getirmiş ve getirmeye devam etmektedir. Uzm. Dr. Özgür Niflioğlu’na www.ozgurniflioglu.com.tradresindeki iletişim formundan ulaşabilir ya da www.facebook.com/ozgurniflioglu facebook sayfasından sorularınızı yöneltebilirsiniz.
Obezite Nedir?
Obezite günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunları arasında yer almaktadır. Obezite genel olarak bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının arzu edilen düzeyin üstüne çıkmasıdır.
Dünya Sağlık Örgütü’nün obezite sınıflandırması esas alınarak obeziteyi belirlemek için yaygın olarak Beden Kitle İndeksi (BKİ) kullanılmaktadır. BKİ, bireyin vücut ağırlığının (kg), boy uzunluğunun (m cinsinden) karesine (BKI=kg/m2) bölünmesiyle elde edilen bir değerdir. BKİ boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının tahmin edilmesinde kullanılmakta, vücutta yağ dağılımı hakkında bilgi vermemektedir. DSÖ’ye göre uluslar arası obezite sınıflandırması Çizelge 1’de verilmiştir.
Çizelge 1: Yetişkinlerde BKİ’ne göre zayıflık, fazla kiloluluk ve obezitenin sınıflandırılması
Son yıllarda araştırmacılar vücuttaki toplam yağ miktarından çok, yağın vücutta bulunduğu bölge ve dağılımı üzerinde durmaktadırlar. Çünkü vücuttaki yağın bulunduğu bölge ve dağılımı, hastalıkların morbidite ve mortalitesi ile ilişkilendirilmektedir. Bölgesel yağ dağılımı genetik olarak erkek ve kadınlarda farklılık göstermektedir. Android tip (erkek tipi) obezitede yağ vücudun üst bölümünde (elma tip) bel, üst karın ve göğüs karında ve cilt altında toplanmaktadır. Jinoid tip (kadın tipi) obezitede ise yağ, vücudun alt bölümünde (armut tip) kalça, uyluk, bacaklar ve cilt altında toplanmaktadır.
DSÖ’ne göre bel/kalça oranı kadınlarda 0.85’den ve erkeklerde ise 1.0’den fazla ise android tip obezite olarak kabul edilmektedir. Bu dağılımın belirlenmesinde bel/kalça oranı kullanılmakta ise de, tek başına bel çevresi ölçümü, karın bölgesindeki yağ dağılımı ve sağlığın bozulmasında önemli ve pratik bir gösterge olarak kullanılmaktadır. Yağın karın bölgesinde ve iç organlarda toplanması insülin direncine yol açmaktadır. İnsülin direnci ise obezite ile yol açtığı Tip 2 Diyabet, hipertansiyon, dislipidemi, koroner arter hastalıkları arasındaki ilişkiyi sağlayan en önemli faktördür. Tek başına bel çevresi ölçümünün erkeklerde 94 cm, kadınlarda 80 cm ve üzerinde olması hastalık riski ile ilişkilidir. Yetişkinlerde bel çevresi ölçümüne göre hastalık riski Çizelge 2’de gösterilmiştir.
Çizelge 2. Yetişkinlerde obeziteye bağlı hastalık oluşma riski ve bel çevresi ölçümleri
Cinsiyet
Risk (Uyarı sınırı) (=BKİ>25)
Yüksek risk (Eylem sınırı) ( =BKİ>30)
Erkek
> 94
> 102
Kadın
> 80
> 88
Çocuk ve adölesanlarda, yetişkinlerde olduğu gibi belli bir sınıflandırma bulunmamakta, fazla kilolu olma ve obezitenin tanımlanmasında farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. En sık kullanılan yöntemlerden birisi bireysel ve toplumsal düzeyde yüzdelik (persentil) ve/veya z skor değerlerinin kullanılmasıdır. Ancak Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2006 yılında 0-5 yaş çocukları için büyüme standartları 2007 yılında ise 5-19 yaş grubu çocuklar ve adölesanlar için büyüme referans değerleri yayımlanmıştır. Böylece günümüzde çocuk ve adölesanlarda yaşa göre BKİ değerleri, fazla kiloluluk ve obezitenin sınıflandırılmasında kullanılmaya başlanmıştır.
DSÖ tarafından çocuk ve adölesanlarda fazla kilolu olma ve obezitenin sınıflandırılmasında kullanılması önerilen tablolar Ek-2 ve Ek-3’de verilmiştir. Bu tablolara göre 5 yaşın altındaki çocuklarda fazla kiloluluk >+2 SD veya >97. yüzdelik (persentil), obezite ise >+3 SD veya >99.yüzdelik olarak tanımlanmaktadır. 5-19 yaş grubundaki çocuklar ve adölesanlarda ise fazla kiloluluk >+1 SD veya >85.yüzdeliğin üzeri, obezite ise >+2 SD veya >97.yüzdeliğin üzeri olarak tanımlanmaktadır.
Uzm. Dr. Özgür Niflioğlu özellikle obezite ve diyabet alanında hasta odaklı başarılı çalışmalar yürüten iç hastalıkları uzmanıdır. İç hastalıkları uzmanlığının yanı sıra sağlıklı yaşam, beslenme danışmanlığı, sosyal medya ve kitle iletişim konularında da çalışmaları bulunan Dr. Özgür Niflioğlu, yaptığı ulusal ve uluslararası çalışmalarla ses getirmiş ve getirmeye devam etmektedir. Uzm. Dr. Özgür Niflioğlu’na www.ozgurniflioglu.com.tr adresindeki iletişim formundan ulaşabilir ya da www.facebook.com/ozgurniflioglu facebook sayfasından sorularınızı yöneltebilirsiniz.
Obezite Nedir?
Obezite günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunları arasında yer almaktadır. Obezite genel olarak bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının arzu edilen düzeyin üstüne çıkmasıdır.