Kategoriler
Köşe Yazılarım

Düşünmesi bile çok fena (!)

ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’nun (USGS) araştırmasına göre, İzmir’de en az 7 şiddetinde bir deprem olması kaçınılmazmış. Allah korusun, umarız olmaz; ama ya olursa?

Hazır mıyız?

İzmir depremler şehri. İzmir tarihi depremlerle yazılmış. Depremler sebebiyle, şehir bir oraya bir buraya taşınmış. Korkunun ecele faydası yok. Ancak ecel korkusundan faydalanıp, neden önlem almıyoruz?

***

Şimdi sesli düşünelim:

Deprem oldu ve bazı binalar yıkıldı. Yaralılarımız var ve ne yazık ki dört bir yanda.

***

Soru 1: İzmir’de hizmet veren en donanımlı hastaneleri sayar mısınız?

Ege ve Dokuz Eylül Üniversitelerinin Tıp Fakültesi hastaneleri; Yeşilyurt, Tepecik, Karşıyaka ve Buca Devlet Hastaneleri.

Soru 2: Olası bir depremde buralara ulaşmak mümkün mü?

Hemen cevap vermeyelim, bir örnek verelim.

Ege’den başlayalım. Hiç akşamüzeri Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi kavşağından geçmeye çalıştınız mı?

Geçmediyseniz bir akşam mutlaka deneyin, ama cevabı ben size söyleyim, bir saatten önce o trafiği aşamazsınız.

***

Trafik sıkışıklığı sebebiyle, Ege Tıp’ın aciline ambulanslar bile yetişemiyor.

Ya deprem olursa ne olacak?

Düşünmesi bile çok fena…

Peki ya Tepecik Devlet Hastanesi’ne ulaşmak mümkün mü? ya da Yeşilyurt’a… Normal koşullarda bile sıkıntılı. Her ikisinin de çevresi, özellikle Yeşilyurt Devlet’in çevresi binalarla dolu. Acil servise inen yolda iki bina çökse zaten hastaneye ulaşım kapanacak.

O halde soruyorum.

Neden tüm İzmirlilerin hayatını tehdit eden böylesine önemli (!) bir konuda belediye önlem almıyor. Şehri ihtiyaçlara göre yeniden planlamıyor?

İlla yıkılmamız mı gerekli?

Hadi her yerin delik deşik olmasını, metro çalışmalarının bitmemesini kabul ettik diyelim.

Ama burada söz konusu olan, 4 milyonluk bir şehirde yaşayan insanların hayatı.

Olası bir depremde yaralıların yolda, daha hastaneye ulaşamadan ölmesini, kim nasıl açıklayabilir?

Gerçekten merak ediyorum.

Ne demişler önce eşeğini sağlam kazığa bağla, sonra Allah’a tevekkül et.

Lütfen biraz özen ve “modern şehircilik” anlayışı.


Kategoriler
Köşe Yazılarım

Hastanelerde hep kötü şeyler olmaz

Nöbetçiyim.

Halen daha ve hatta bu satırları yazarken bile.

Kötü bir olay yaşadık az önce.

Morga indik, ölen bir hastanın öldüğünü “tekrar” tespit ettik.

Bizden istediler yakınları, akıllarında şüphe kalmasın diye.

Ölüm sekiz derece, dışarısı yirmi bir. İçerisi soğuk, dışarısı yağmurlu…

Kötü şeyler bunlar, boşverelim.

***

Dedim ya, hastanelerde hep kötü şeyler olmaz diye.

Nöbetçi arkadaşımla servisimize çıktık.

Kategoriler
Köşe Yazılarım

O şehir ağladı

Yağmurlu havalarda daha çok seviyorum bu şehri.

Yollarda biriken sulara, çamurdan “rezil” olan ayakkabılara, zaman zaman taşan derelere, felç olan trafiğe rağmen seviyorum.

O, bir sevdadır demişler, boşuna dememişler.

Böyle zamanlarda, hüznünü ve yalnızlığını, üzerimize gözyaşı olarak döküyor sanki.

Son on yıldır, doğru dürüst taş üstüne taş konmayan bir şehirden, şehrimizden bahsediyorum: İzmir.

***

Öyleki, eleştirmek bile acı veriyor zaman zaman.

“Dost acıyı, tatlı söyleyendir” demiş Hz.Mevlana,

Tatlı söylemeye niyet edip, yazıyorum bu satırları.

Sorunun değil, aklın bir parçası olmak içindir gayretim. Çözüm bulmak için.

İzmir’i yaftalayanlara inat, doğruyu bulacaktır bu şehir.

Binlerce yıldır olduğu gibi.

***

Nobel edebiyat ödüllü, İzmirli şair Yorgo Seferis’in şiirinde söylediği gibi bekliyor İzmir…

Destansı Öykü’den

Üç yıl boyunca

hiç durmadan haberciyi bekledik

gözlerimizi dikip

çamlara, kıyıya ve yıldızlara.

Bir olup sabanın demiriyle, omurgasıyla geminin,

İlk tohumu arıyorduk

eski oyun yeniden başlasın diye.

***

Emin olun, oyun yeniden başlayacak…

Yürürken üzerimize dökülen şehrin gözyaşları, içimizdeki ruhu canlandıracak.

Yeni, yeniden, güzel İzmir’in olacak.

Ege’nin incisinde bir tek;

Basmaya bulamadığımız çamur kalacak.


Kategoriler
Köşe Yazılarım

Çaycı Cuma’nın hakkını yemeyin…

Geçen hafta içi bir asistan hekim arkadaşım aradı.

Zihni sinir projelerle, hafiye şerafettin rolü oynamaya kalkanlar için belirtiyorum: Bu arkadaşım orta Anadolu’da yer alan bir üniversitede asistan.

Kategoriler
Köşe Yazılarım

Eğer bu videoyu izlemezseniz çok şey kaybedersiniz…

Eğer bir hekim olarak izlemezseniz gerçekten ama gerçekten çok şey kaçırmış olacaksınız.